Türkiye, son yıllarda kalkınma hedefleri doğrultusunda birçok yapısal adım attı.
Ekonomideki dalgalanmalarda, küresel gelişmelerin etkisiyle karşılaşılan yeni zorluklar, ülkemizin daha güçlü bir kurumsal altyapıya duyduğu ihtiyacı sık sık gündeme getirdi. Bu bağlamda, kamuoyunda zaman zaman dile getirilen reform ihtiyacı, esasında daha kapsayıcı ve uzun vadeli bir yönetişim vizyonunun parçası olarak değerlendirilmeli. Türkiye’nin mevcut birikimi ve kurumsal kapasitesi, bu vizyonu hayata geçirmek için önemli bir avantaj sağlıyor.
Yüz yıllık sahip olduğumuz güçlü temelin üzerine inşa edilebilecek bazı önerilere kısaca değinmek istiyorum.
Ekonomi alanında atılan adımlar, özellikle son dönemde istikrarı hedefleyen politikalarla olumlu yönde şekilleniyor. Ancak bu kazanımların sürdürülebilirliği için kurumsal çerçevenin daha da sağlamlaştırılması düşünülebilir. Örneğin, para politikalarının öngörülebilirliğini ve güvenilirliğini artırmak, yatırım kararlarını kolaylaştırabilir. Bu anlamda Merkez Bankası gibi teknik kurumların, daha güçlü kurumsal zeminlerde faaliyet göstermesi, ekonomik aktörler açısından olumlu karşılanacaktır. Orta Vadeli Program gibi makroekonomik çerçevelerin Meclis onayıyla daha bağlayıcı hale gelmesi, kamu finansmanı yönetimini güçlendirebilir. Benzer şekilde, mali kuralların uygulanması; bütçe dengelerini koruma ve kaynak kullanımında öngörülebilirlik sağlama açısından destekleyici olabilir.
Kamu harcamaları, vatandaş nezdinde devletle olan ilişkiyi doğrudan etkileyen bir alandır. Bu nedenle, bu harcamaların izlenebilirliği ve anlaşılabilirliği, toplumsal güveni artırabilir. Türkiye, dijitalleşme alanında son yıllarda önemli bir mesafe kat etti. Bu altyapı, kamu harcamalarının daha şeffaf, hesap verebilir ve denetlenebilir hale gelmesi için büyük bir fırsat sunuyor. Harcama süreçlerinin dijital ortamlarda yayımlanması, ihalelerin açık usullerle yapılması ve süreçlerin sadeleştirilerek vatandaşın da anlayabileceği şekilde sunulması, hem iç denetimi kolaylaştırır hem de kamuoyunun güven duygusunu pekiştirir.
Estonya gibi bazı ülkelerde başarıyla uygulanan modeller ilham verici olabilir. Bu ülkelerde vatandaşlar kamu kurumlarının satın almalarını, tedarikçi bilgilerini ve fiyatları çevrim içi olarak takip edebiliyor. Türkiye’nin sahip olduğu dijital altyapı bu uygulamayı hayata geçirecek potansiyele fazlasıyla sahiptir. Küçük ve hedef odaklı adımlarla, bu yönde hızlı ve etkili ilerleme sağlanabilir.
Kamu yönetimi alanında, yetki paylaşımının dengeli biçimde yeniden düzenlenmesi, yerel hizmetlerin etkinliğini artırabilir. Özellikle yerel yönetimlerin sosyal destek, kent planlama ve bölgesel kalkınma gibi alanlarda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri, vatandaş memnuniyetine olumlu katkı sağlayabilir. Bölgesel kalkınma ajanslarının etkinliği artırılabilir; belediyelerin mali kaynakları güçlendirilerek hizmet çeşitliliği sağlanabilir. Merkezi yönetimle yerel yönetim arasındaki koordinasyon mekanizmaları daha da geliştirilebilir.
Kamu personel sisteminin liyakat ve performans ilkelerine dayalı olarak geliştirilmesi de hizmet kalitesine doğrudan etki eden bir diğer alan. Objektif ve ölçülebilir performans değerlendirme sistemleri, mülakat süreçlerinde şeffaflık ve görevde yükselme kriterlerinde açıklık, kurumsal aidiyeti ve verimliliği artıracaktır. Belirli pilot bölgelerde kamu verimlilik göstergelerinin oluşturulması, bu sürecin daha bilimsel temellere oturmasını sağlayabilir.
Gelelim eğitime… Uzun vadeli kalkınmanın en kritik ayağıdır. Genç nüfusun potansiyelini en iyi şekilde değerlendirmek adına müfredatın belirli bir istikrar içerisinde planlanması, öğretmen yetiştirme süreçlerinin profesyonel zeminlerde yeniden ele alınması ve çağın ihtiyaç duyduğu yeni becerilerin ders programlarına entegre edilmesi önemli olacaktır. Yapay zekâ, veri okuryazarlığı ve algoritmik düşünme gibi 21. yüzyıl becerilerinin eğitim sistemine dahil edilmesi, ülkemizin gençlerini küresel ölçekte daha rekabetçi kılacaktır.
Tarım ve hayvancılık ise planlı üretim ve güçlü destek mekanizmalarıyla daha da güçlenebilir. Bölgesel üretim planlaması, kooperatifçilik ve ürün bazlı destekleme politikalarıyla bu alanda verimlilik artırılabilir. Tarım sigortalarının yaygınlaştırılması ve çiftçilerin dijital platformlar üzerinden bilgiye erişiminin sağlanması, kırsal kalkınmaya destek sunacaktır.
Tüm bu öneriler, Türkiye’nin mevcut kurumsal yapısını daha ileriye taşıyabilecek niteliktedir. Bu konularda atılacak her adım, yalnızca ekonomik veya idari değil; toplumsal açıdan da uzun vadeli kazanımlar doğuracaktır. Yapısal reform kavramı, yalnızca kriz dönemlerinde değil, istikrar dönemlerinde de gündemde tutulmalı; sürekli iyileştirme kültürünün bir parçası haline gelmelidir.
Çünkü Türkiye’nin sahip olduğu insan kaynağı, teknolojik altyapı ve girişimcilik ruhu; doğru yönlendirme ve güçlü kurumlarla birleştiğinde, çok daha parlak bir gelecek için sağlam bir zemin oluşturacaktır.
Hasılı, şimdi yapısal reformların tam zamanı….